Peygamber Efendimiz (s.a.v.) Ebu Zer El Gıfari (r.a.) hakkında;
"Yalnız gezer, yalnız yaşar ve yalnız ölür" şeklinde buyurmuştu. Hakkikaten Ebu Zer El Gıfari(r.a.) hazretlerinin hayatı da bu ifade doğrultusunda geçmiştir.
Bir gün Halife Hazreti Ömer (r.a.) mecliste sahabilerle sohbet ederken iki genç huzura geldiler. Yanlarında da bir geç vardı, geliş maksatlarını;
"Biz iki kardeşiz. Babamız bahçesinde meyve toplarken yanlarında ki genci göstererek bugün bu geç tarafından öldürüldü. Adalete teslim etmek üzere size getirdik, bu gençten davacıyız. "
şeklinde ifade ettiler.
Adalet güneşi Hazreti Ömer (r.a.); davacıları dinledikten sonra davalı gence dönerek:
"Bu söylenenler doğru mu? " diye sordu.
Genç;
" Ey müminlerin emiri! Evet doğru söylediler ama, hadiseyi daha geniş olarak ben anlatayım. Ailemle beraber buralara gezmeye geldim. Yolum bahçelerin arasından geçiyordu. Atım ve kısraklarımda yanımdaydı. İçlerinden biri vardı ki yanımda çok kıymetli idi. Bir bahçenin duvarından sarkan bir dal hayvanımın ilgisini çekmiş ki, boynunu uzatarak dalı kopradı. Bunu görnce atın yularını hemen çektim. İşte o sırada elinde bir taşla bahçeden bir ihtiyar çıkarak öfkeli bir şekilde elinde ki taşı ata fırlattı. Bu hamle ile atım cansız yere serilmişti. Çok sevdiğim atımın bu halini görünce bende yerden aldığım taşı adama attım. Adam da o anda can verdi. Ben bu halde iken bu iki genç beni kolumdan tutarak huzurunuza getirdi "
Hazreti Ömer (r.a.) gence dönerek:
"Suçlusun, kısas lazım!" diyerek hükmünü bildirdi.
Genç, verilen karara itiraz etmediğini, ancak bir mazereti olduğunu belirterek şöyle konuştu:
" Verilen kararı kabul ediyorum. Yalnız benim küçük bir kardeşim var. Babam ölmeden önce bana para bırakarak, Oğlum; bunlar kardeşinindir, büyüyünceye kadar muhafazası sana ait demişti. Ben de bu paraları bir yere saklamıştım. Eğer hemen kısası yerine getirirseniz para, sakladığım yerde kalır, yetimin de hakkı zayi olur. Eğer müsaade ederseniz gidip o emaneti güvenilir bir adama teslim ettikten sonra dönüp gelip cezamı çekeyim. Bu hususta bana kefil de bulunur " dedi.
Hazreti Ömer (r.a.);
"Peki size kim kefalet eder?" dedi.
Genç, mecliste bulunan sahabilere göz gezdirerek, Ebu Zer El Gıfari (r.a.) hazretlerini işaret ederek;
" İşte bu zat bana kefil olur " dedi.
Hazreti Ömer (r.a.) Ebu Zer El Gıfari (r.a.) dönerek;
" Ey Ebu Zer bu gence kefil olur musun? " diye sordu.
Ebu Zer El Gıfari (r.a.) hazretleri başkalarına iyilik yapabilmek için hayatını dahi çekinmeden ortaya koyabilirdi.
Ebu Zer (r.a.) hiç tereddüt etmeden;
" Evet, üç güne kadar döneceğine kefil olurum. " dedi.
Kefaleti kabul edilen genç evine gitti. Verilen üç günlük süre bitmek üzereyken davacılar Hazreti Ömer (r.a.) gelip, kefilliğin icabı olarak kısasın Ebu Zer (r.a.) üzerinde yapılmasını istediler.
Ebu Zer (r.a.) hazretleri de orada hazırdı. Davacı gençlere dönerek:
" Daha vakit var, acele etmeyin. Eğer dönmezse kefalet hükmünün yerine getirilmesine razıyım." dedi.
Hazreti Ömer (r.a.) geçlere ve Ebu Zer (r.a.) dönerek:
" Eğer genç gelmezse Allah şahit olsun ki kısas hükmünü infaz ederim. " dedi.
Bu durum karşısında mecliste hazır bulunan diğer sahabiler, davacı gençlere diyet olarak kan parası teklif ettilerse de gençler kısasta israr ediyorlardı.
Tam bu sırada davalı genç yorgun ve bitkin bir halde çıkageldi. Geç kalışının sebebini şöyle anlatmaya başladı:
" Küçük kardeşimi dayısına teslim ederek sakladığım paranın yerini gösterdim. Bulunduğumuz yer çok uzak olduğu için biraz geciktim. Şimdi verilen hükmü infaz edebilirsiniz. "
Genci dinleyen sahabiler, verdiği sözde durduğundan dolayı tebrik ettiler. Ebu Zer (r.a) da, bu genci nereden tanıdığını ve niçin kefil olduğunu sordular.
Ebu Zer El Gıfari (r.a.) Hazretleri;
" Bu genci sizin gibi ben de ilk defa gördüm. Ama, sizlerin huzurunda yaptığı teklifi reddetmeyi insanlık adına ve vicdanıma sığmayacağı için uygun görmedim. " dedi.
Bu durum karşısında duygulanan davacı gençler, davalarından vazgeçtiler.

0 Comments
Yorum Gönder